Müzeler, galeriler, sanat merkezleri ve tarihi yapılar tek listede. Filtrele, ne zaman açık olduğunu gör, rotanı kur.
29 mekan

Anadolu Hisarı Müzesi
İstanbul Boğazı’nın en dar noktasında, Göksu Nehri'nin Boğaz’a kavuştuğu yerde yer alan Anadolu Hisarı, hem konumuyla hem de tarihiyle İstanbul’un en etkileyici yapılarından biridir. Üçgen biçimindeki bu stratejik kara parçası üzerinde yükselen hisar, tarih boyunca Akça Hisar, Gözlüce Hisar, Güzelce Hisar, Yenice Hisar ve Nova Castrum gibi isimlerle anılmıştır. Yapının banisi, Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’dir. İstanbul’un hafızasında köklü bir iz bırakan bir tarih mirası olarak varlığını sürdürmektedir. Karşı kıyıdaki Rumeli Hisarı ile birlikte, Osmanlı'nın İstanbul’u kuşatma stratejisinin en önemli unsurlarından biri olan Anadolu Hisarı, artık bir müze anlayışıyla yaşatılmaktadır. Müze, sergi ve kültürel etkinlik alanlarıyla zenginleştirilen Anadolu Hisarı, geçmişin izlerini bugünün ziyaretçileriyle buluşturmaya devam ediyor.

Artİstanbul Feshane
Bir dönem emeğin sermayeye dönüştüğü önemli bir üretim merkezi olan Feshane, günümüzde İstanbul’un geçmişi ile çağdaş sanatını buluşturan kamusal bir kültür mekânı olarak ulusal ve uluslararası buluşmaların adresi olmayı sürdürüyor. Osmanlı’nın ilk sanayi yapılarından biri olan ve yerli dokuma sanayisinin merkezlerinden biri hâline gelen Feshane, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Miras ekibinin 2022 yılında başlattığı kapsamlı restorasyon sürecinin ardından 22 Haziran 2023’te Artİstanbul Feshane adıyla kente yeniden kazandırılmıştır. Sergi ve etkinlik alanlarının yanı sıra özel koleksiyonlara ev sahipliği yapan Naile Akıncı Kütüphanesi ile bilginin ve sanatın bir araya geldiği çok yönlü bir merkez olarak kentin yaratıcı ruhuna yeni bir soluk getirmekte. Osmanlı Devleti’nde dokuma ve giyim sanayisinin ortaya koyduğu en önemli gelişme Feshane-i Amire’nin kurulmasıdır. Feshane-i Amire, Osmanlı Devleti’nde küçük el sanatlarına dayalı, sanayi ve ticaretin kurallarını belirleyen “gedik” düzeninin hâkim olduğu geleneksel üretimden, seri üretimin olduğu fabrika sistemine geçişin önemli bir halkasıdır. 16. yüzyılda Cezayir'in, topraklarına katılmasıyla Osmanlı fes ile tanışmış, 1827 yılında ise askerî bir başlık olarak resmen kabul edilmiştir. 1829 yılında çıkarılan kıyafet düzenlemesi ile Osmanlı toplumunun da resmi kıyafeti olmuştur. Yeni ordu için fes kullanımına karar verilmesinin ardından fes temini başta Avrupa, Tunus ve Mısır gibi yerlerden ithal edilerek sağlanmışsa da kısa bir süre sonra fes üretimine geçmek için Fes Nezareti kurulmuş ve Kadırga’da Cündi Meydanı’nda bir konak, feshane olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1827-1833 yılları geleneksel üretim teknikleriyle Kadırga’da faaliyet gösteren Feshane, Sultan II. Mahmud’un emriyle 1833 yılında Eyüp Defterdar İskelesi’ndeki Beyhan Sultan Sarayı olarak belirlenen yeni yerine taşınmıştır. Feshane’de 1866 yılında çıkan yangın sonucu buhar makinesi dışında tümüyle yanan fabrika, 1868 yılında en yeni makinelerin getirilmesiyle aynı yerde yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca, 1949 yılında çıkan yangında da Feshane’nin zarar gören bölümleri yeniden yapılmıştır. 1985 yılında İstanbul Belediyesi’ne devredilen Feshane, Haliç çevresinin yeniden düzenlenmesi projesi kapsamında büyük dokuma salonu dışında 1986’da yıktırılmış ve konfeksiyon bölümü Bakırköy Pamuklu Sanayii İşletmesi’ne taşınmıştır. Bu yapı, yıllar içinde çeşitli vakıflara devredilmiş ve çeşitli restorasyon süreçlerinden geçmiştir. 2018 yılına gelindiğinde yine restorasyon projelerinin odağı olan Feshane, İBB Miras tarafından 2022 yılında restore edilerek yeniden işlevlendirilmiş; kısacası kurulduğu tarihten günümüze kadar çeşitli onarımlar, genişletmeler ve yeniden inşa edilmesiyle pek çok değişim geçirmiştir. Çalışmaların ardından “Artİstanbul Feshane” adıyla yeniden kapılarını açan tarihî alan; her yaşa ve her kesime hitap eden çok yönlü kültürel etkinliklerin merkezidir.

Atatürk Müzesi
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele sürecinde kiracısı olduğu ev, bugün bir müze olarak tüm İstanbullulara ve ziyaretçilere hizmet veriyor. Mustafa Kemal Atatürk, bir ulusun kurtuluşuna yönelik ilk adımların atıldığı bu evde, Aralık 1918 ile 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında ikamet etti. Bu dönemde kendisine İsmet (İnönü) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa ve Rauf Orbay gibi yakın çalışma arkadaşları eşlik etti. 14 Kasım 1925’te evin dış cephesine törenle asılan levhada şu ifadeler yer aldı: “Gazi Mustafa Kemal Paşa, vatanın kurtuluşunu 1335 (1919) senesinde bu evde hazırladı.” 28 Mayıs 1928’de İstanbul Belediyesi (Şehremaneti) tarafından satın alınan ev, 15 Haziran 1942’de dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından Atatürk İnkılabı Müzesi olarak ziyarete açıldı. 9 Ocak 1962’de geçirdiği yangın tehlikesinin ardından onarıldı ve 4 Mart 1962’de yeniden açıldı. 1977 yılında, Turing Otomobil Kurumu ve Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle restore edildi; 19 Mayıs 1981’de tekrar ziyarete açıldı. 1989’da onarım amacıyla kapatılan müze, 1991 yılında yeniden hizmete girdi. Zaman içinde yıpranan yapı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2014–2015 yıllarında kapsamlı bir restorasyondan geçirildi. Bu süreçte müzenin teşhir ve tanzim planları da yenilendi. Atatürk Müzesi koleksiyonunun büyük bölümünü, Mustafa Kemal Atatürk’ün kişisel eşyaları oluşturur. Bunlar arasında; kıyafetleri, üniformaları, sivil ve askerî yaşamına ait fotoğraflar, kendi el yazısıyla yazılmış belgeler, madalyalar ve hatıra eşyaları yer alır. Kız kardeşi Makbule Atadan tarafından müzeye bağışlanan eşyalar arasında Atatürk’e ait sivil kıyafetler, "Mustafa Kemal" armalı mendil ve gömlekler ile iç çamaşırları dikkat çeker. Ayrıca, Atatürk’ün müşir (mareşal) üniforması ve Sivas Kongresi’nde giydiği elbise de müzede sergilenmektedir. Yazı takımları, sigara tabakaları, madalyalar ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt tarafından hediye edilen ahşap mobilyalı radyo-pikap gibi pek çok hatıra eşyası koleksiyonun parçasıdır. Ressam İbrahim Çallı ve Sami Yetik’e ait yağlı boya tablolar da müzede yer almaktadır. Ayrıca, V. Pisani tarafından yapılan ve Yunan askerlerinin İzmir’i işgalini konu alan on adet suluboya tablo ayrı bir bölümde teşhir edilmektedir. Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas’ın da aynı dönemde bu evde ikamet etmiş olması sebebiyle, kendisine ait bazı kişisel eşyalar ailesinden satın alınarak koleksiyona dahil edilmiş ve ziyarete sunulmuştur. Müzede yıl boyunca Şişli Kaymakamlığı, Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Şişli Belediye Başkanlığı’nın da dahil olduğu etkinlikler düzenlenmektedir. 16 Mayıs – Atatürk’ün Bandırma Vapuru’na binmek üzere evden ayrıldığı gün 19 Mayıs – Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 19 Eylül – Gaziler Günü 10 Kasım – Atatürk’ü Anma Günü Müze içerisinde, Atatürk hakkında yazılmış eserlerin yer aldığı bir kütüphane de hizmet vermektedir.

Bakırköy Sanat Galerisi
akırköy Sanat Galerisi, İstanbul’un en yoğun noktalarından biri olan Bakırköy Meydanı’nın kültür, sanat ve buluşma alanına dönüşmesini hedefleyen kapsamlı bir düzenlemenin parçası olarak İstanbullulara sunuldu. Meydan dönüşümüne, kamusal alana kültürel bir kimlik kazandırma işleviyle dahil olan galeri, kentin merkezinde sanata erişimi kolaylaştıran bir durak niteliği taşıyor. İstanbul’un hareketli şehir yaşamı içinde sanatla temas kurmak isteyenler için açık ve erişilebilir bir alan oluşturuyor. Galeride gerçekleştirilen ilk sergi, İyilik İçin Sanat Derneği tarafından hazırlanan Anadolu’dan İzlenimler oldu. Sergi, Bakırköy Sanat Galerisi’nin kapılarını anlamlı bir içerikle açarak, bu yeni kültür mekânının sanatseverlerle ilk buluşmasına ev sahipliği yaptı.

Baruthane Müze
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtımı ve Turizm Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekiplerinin yürüttüğü kapsamlı restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarının ardından Ataköy’de yer alan tarihi yapı, “Baruthane” ismiyle kamusal bir yaşam alanına dönüştürüldü. Kütüphane, müze, seyir terası, kültürel etkinlik alanları, çok amaçlı birimler ve sosyal mekânlar gibi çeşitli kullanımlarıyla Baruthane, İstanbulluların hizmetine sunuldu. Kente kazandırılan bu yeni alan, sadece tarihî bir yapının korunmasını değil, aynı zamanda kültür ve sanatın gündelik yaşamla buluşmasını da mümkün kılıyor.

Bebek Sanat
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen Bebek Sarnıcı, 29 Eylül 2021 tarihinde sergi ve sanat mekânı olarak yeniden İstanbulluların kullanımına açıldı. 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın sonlarına dek mesire alanı, su alma noktası, su yolu ulaşımı, balıkçılık ve bahçecilik gibi çeşitli amaçlarla kullanılan Bebek Sarnıcı, İstanbul’un tarihi sarnıçları arasında özel bir yere sahiptir. Bizans ya da Osmanlı dönemine ait benzeri yapılar İstanbul’un pek çok noktasında görülebilirken, adını bulunduğu semtten alan bu sarnıç, uzun yıllar boyunca ihmal edilmiş bir yapı olarak varlığını sürdürmüştür. Gerçekleştirilen kapsamlı restorasyonla birlikte Bebek Sanat olarak hizmet vermeye başlayan yapı, sanatın dönüştürücü gücü aracılığıyla yeniden kentle ve kentlilerle buluştu. Günümüzde sergi ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam eden mekân, İstanbul’un tarihî mirasını çağdaş sanatla bir araya getiriyor.

Belgradkapı Ziyaretçi Merkezi
Dünya mirası Karasurları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekiplerinin özenli çalışmalarıyla yeniden hayat buluyor. Bu kadim yapının önemli duraklarından biri olan Belgradkapı, tamamlanan restorasyonun ardından yeni bir yaşam alanına dönüştürüldü. Aynı alan içerisinde Belgradkapı Kütüphanesi de yerini aldı. İstanbul kara surları, MS 5. yüzyılda Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius döneminde inşa edildi. Uzun yıllar atıl durumda kalan bu yapı, 2020 yılında başlatılan kapsamlı restorasyon süreciyle tarihindeki en büyük dönüşümünü yaşamaya başladı. Karasurları, artık yalnızca bir tarihî miras değil, aynı zamanda dünya ölçeğinde bir turizm odağı ve kent yaşamının parçası olmaya aday bir alan hâline geliyor. Mevlanakapı Karakolu’nun ardından Belgradkapı’da yürütülen çalışmalar da tamamlandı. Kara surlarının 7,2 kilometrelik hattının bir parçası olan Belgradkapı, tarihi dokuya uygun bir çevre düzenlemesiyle konserlerden söyleşilere, film gösterimlerinden kültürel etkinliklere kadar pek çok faaliyete ev sahipliği yapacak şekilde yeniden tasarlandı.

Beyoğlu Sineması
Kahve Molası bugün, müjdeli bir haberi paylaşmak için ziyaretçilerini, sinemaya gitmenin bir ritüel olduğu günlerin Beyoğlu'na; anılarla dolu Halep Pasajı'ndaki Beyoğlu Sineması'na götürüyor. 1989 yılında açılan Beyoğlu Sineması, Halepli M. Hacar tarafından 1885 yılında inşa ettirilen Halep Pasajı'nın içinde yer alıyor. Pasajın arka bölümünde, 1886 yılında kurulan Varyete Sirk Tiyatrosu (Cirque de Pera) ise yapının hafızasında önemli bir yere sahip. 1904 yılında mimar Patroklos Campanaki tarafından tiyatroya dönüştürülen Sirk Tiyatrosu, 1942 yılında Ses Tiyatrosu adını aldı. 1963 yılında Haldun Dormen tarafından devralınan mekân, 10 yıl boyunca Dormen Tiyatrosu olarak hizmet verdi. 1974-1988 yılları arasında sinema salonu olarak kullanılan yapı, 1989 yılında Ferhan Şensoy tarafından restore edildi ve Ortaoyuncular tarafından "Ses 1885" adıyla yeniden sanatseverlerle buluştu. Aynı yıl pasajın alt katında kapılarını açan Beyoğlu Sineması, kısa sürede İstiklâl Caddesi'nin en karakteristik mekânlarından biri hâline geldi. İlk gösterimlerin, Avrupa sinemasının, festival filmlerinin ve gala gecelerinin vazgeçilmez adreslerinden biri oldu. İstiklâl Caddesi'nin kültür ve sanat merkezi kimliğini yitirdiğini düşünen İstanbullular için bu gelişme büyük anlam taşıyordu. İBB Miras, son yıllarda yaşadığı zorluklarla ayakta kalmakta zorlanan Beyoğlu Sineması'na sahip çıktı ve onu yeniden eski canlılığına kavuşturmak için çalışmalara başladı. Tam da "Bir kent sineması daha kapanıyor, İstiklâl Caddesi bir değerini daha kaybediyor." denirken, 2023 yılının başında Beyoğlu Sineması'nın yeniden perdelerini açacağını öğrenmek, sinemaseverler için büyük bir umut ve mutluluk kaynağı oldu.

Bulgur Palas
Bolulu Habib Bey Konağı, bilinen adıyla Bulgur Palas, 20. yüzyıl İstanbul sivil mimarisinin özgün örneklerinden biridir. 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alınıp; restorasyon süreci KİPTAŞ tarafından, yeniden işlevlendirme çalışmaları ise İBB Miras tarafından yürütülen Bulgur Palas; kütüphanesi, çok amaçlı etkinlik alanları, sosyal mekânları ve seyir terasıyla 2024 yılında kamusal bir yaşam alanı olarak İstanbul’a armağan edilmiştir. Şehrin yedinci tepesi olarak bilinen Kocamustafapaşa Tepesi’nde yer alan bu görkemli yapı, 1912 yılında, dönemin Bolu Milletvekili Mehmet Habib Bey tarafından inşa ettirilmiştir. İsmini ise Habib Bey’in tahıl ticaretiyle zenginleşip kamuoyunda “Bulgur Kralı” olarak anılmasından gelmektedir. Yapının, son araştırmalar sonucu Alessandro Valeri’nin imzasını taşıdığı bilinmektedir. Mimari özellikleriyle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın dikkat çekici bir örneğini temsil etmektedir. Konağın inşa sürecinde büyük maddi yük altına giren Mehmet Habib Bey, borçlarını ödeyemeyince yapıyı 1926 yılında Osmanlı Bankası’na devretmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Bankası 2001 yılında özel bir bankaya devredilince; uzun yıllar Osmanlı Bankası’nın arşivi olarak kullanılan konağın mülkiyeti de el değiştirmiştir. Kent sakinlerinin erişimine kapalı özel bir mülk olarak varlığını sürdüren yapı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kentlilere yeniden kazandırılmıştır.

Casa Botter
İstanbul’daki bilinen ilk Art Nouveau yapısı olan Botter Apartmanı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kapsamlı restorasyon projesinin ardından “Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi” adıyla kentin kültür-sanat hayatına kazandırıldı. Yapı, 1901 yılında II. Abdülhamid döneminde, sarayın resmi terzisi ve modacısı olan Hollanda uyruklu Maison Jean Botter için inşa edildi. Mimarı, 1893-1909 yılları arasında İstanbul’da yaşayan ve birçok önemli yapıya imza atan İtalyan Raimondo D’Aronco’dur. Casa Botter, Osmanlı'da modaevi olarak kullanılan ilk yapı olarak bilinir. Botter Modaevi uzun yıllar boyunca saray mensupları ve Osmanlı soyluları için kıyafetler tasarlamıştır. Ancak Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonrası ilginin azalmasıyla, Botter Ailesi 1917 yılında apartmanı Osmanlı vezirlerinden Nedim Paşa’nın oğlu Mahmut Nedim Bey’e satarak Paris’e taşınmıştır. Yapının mimarlık tarihi açısından en dikkat çekici yönü, İstanbul’da Art Nouveau tarzında inşa edilen ilk bina olmasıdır. Kıvrımlı çizgiler ve bitkisel bezemelerin hâkim olduğu bu üslup, binanın mimari karakterini belirler. Dokuz katlı yapı; zemin katında modaevi, birinci katında atölye, üst katlarında ise Botter ailesinin yaşam alanları olarak düzenlenmiş, ayrıca bir teras katı ve bodrum katı da bulunmaktadır. 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekipleri tarafından gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sayesinde Botter Apartmanı, geçmişin ışıltısını yeniden kazanarak Casa Botter kimliğiyle kent yaşamına katılmıştır. Çeşitli etkinlik ve buluşmalara ev sahipliği yapan bina, açıldığı ilk günden bu yana dikkat çekici sergilerle sanatseverleri ağırlıyor.

Cendere Sanat Müzesi
Osmanlı Dönemi’nin sonlarında inşa edilen Cendere Su Pompa İstasyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekiplerinin titizlikle yürüttüğü yeniden işlevlendirme sürecinin ardından sanat müzesi olarak kapılarını açtı. İstanbul’un enerjisine, kültür ve sanat yaşamına özgün ve etkileyici bir katkı sunmak amacıyla tasarlanan Cendere Sanat; disiplinlerarası bir anlayışla güncel sanatı odağına alan, tüm sanat disiplinlerine açık, kapsayıcı bir mekân olarak yeniden hayat buldu. 24 Ekim 2022’de İstanbullularla buluşan merkez, kültürel çeşitliliği yansıtan ulusal ve uluslararası sergiler, buluşmalar ve etkinliklerle sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor.

Cumhuriyet Müzesi
Taksim Cumhuriyet Meydanı’na adını veren ve meydanın simge yapılarından biri olan Taksim Maksemi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Miras ekiplerinin tamamladığı kapsamlı restorasyon ve yeniden işlevlendirme süreciyle artık “İBB Cumhuriyet Müzesi” olarak hizmet veriyor. 1732-33 yılları arasında I. Mahmud tarafından inşa ettirilen Taksim Maksemi, yüzyıllar boyunca İstanbul’un su ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol oynamış, aynı zamanda bulunduğu meydana da adını vermiştir. Son yıllarda Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi olarak kullanılan bu tarihi yapı, geçirdiği dönüşümün ardından İBB Cumhuriyet Müzesi’ne dönüştürüldü. 24 Ekim 2023’te kapılarını açan İBB Cumhuriyet Müzesi; Millî Mücadele döneminden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna uzanan kapsamlı içeriği, Atatürk’ün kişisel eşyalarını da içeren koleksiyonu ve kamusal etkinlikleriyle Cumhuriyet ruhunun İstanbul’daki önemli temsil noktalarından biri oldu. Atatürk’ün müşir üniforması, çizmesi, kalpağı, triko süveteri gibi kişisel eşyalarından oluşan koleksiyonun büyük bölümü, Şişli’deki İBB Atatürk Müzesi’nin katkılarıyla oluşturuldu. Müze, yalnızca geçmişi anlatan bir mekân değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in değerlerini bugünün ziyaretçileriyle buluşturan bir hafıza alanı olarak tasarlandı. Cumhuriyet’in 100. yılını coşkuyla kutlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu özel müzeyi Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılına armağan etti. Taksim Meydanı’nda yer alan Cumhuriyet Anıtı’yla birlikte bu yeni müze, İstanbul’un kamusal belleğinde önemli bir buluşma ve hatırlama noktası olmaya devam ediyor.
.jpg%2F7cda7624-1c33-4fc8-92f8-52f6326f9257&w=3840&q=75)
Dijital Deneyim Merkezi’
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştirak şirketlerinden Kültür AŞ tarafından hayata geçirilen Dijital Deneyim Merkezi, Şubat 2024’te kapılarını açtı. 2000 m²’lik alanında sanal gerçeklikten artırılmış gerçekliğe, 360° projeksiyonlardan yapay zekâ destekli interaktif uygulamalara kadar geniş bir teknoloji yelpazesini bir araya getiriyor. Her yaştan ziyaretçiye sürükleyici, öğretici ve unutulmaz bir yolculuk sunuyor. Dijital Oda, Sürükleyici Deneyim Odası, Sanal Gerçeklik Odası, Artırılmış Gerçeklik Odası ve Dijital Koridor gibi özel alanlarda ziyaretçiler; oyun oynar gibi öğreniyor, keşfederken yeni bakış açıları kazanıyor. Türk yazılımcı ve tasarımcıların geliştirdiği özgün içerikler, hem yerli yaratıcılığı öne çıkarıyor hem de her ziyaretin farklı bir deneyime dönüşmesini sağlıyor. Dijital Deneyim Merkezi yalnızca teknolojiyle sanatın birleştiği bir alan değil; aynı zamanda İstanbul Kitapçısı ve kafe bölümüyle kültürle iç içe keyifli bir mola imkânı da sunuyor.

Gülhane Sanat
Uzun yıllar atıl kalan Gülhane Parkı Sarnıcı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı’na bağlı İBB Miras ekiplerinin özgün dokusunu ortaya çıkaran titiz restorasyon ve koruma çalışmalarıyla yeniden İstanbul’a kazandırıldı. Yeni bir yaşam alanı yaklaşımı doğrultusunda çağdaş bir aydınlatma sistemiyle düzenlenen iç mekân; söyleşiler, dinletiler ve farklı etkinliklere ev sahipliği yapacak şekilde tasarlandı. Gülhane Sarnıcı’nın hemen yanı başında yer alan tarihi çeşme de bakım ve onarımdan geçirilerek yeniden suya kavuşturuldu. H. 1329 / M. 1911 tarihli kitabeye sahip, zarif Barok üsluplu bu çeşme akan suyuyla kent yaşamına yeniden hayat katıyor. İstanbulluların önemli buluşma alanlarından biri olan Gülhane Parkı içerisinde yer alan Gülhane Sanat, ev sahipliği yaptığı çeşitli sergilerle sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor.

İstanbul Sanat Müzesi
İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına yeni bir soluk getiren Haliç Tersanesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde kapsamlı bir restorasyon ve yeniden işlevlendirme sürecinin ardından 2024 yılında “İstanbul Sanat Müzesi” olarak kapılarını açtı. 1455 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı donanmasının kalbi olarak kurulan Tersâne-i Âmire’nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık tarihiyle dünyanın hâlâ işlevini sürdüren en eski tersanelerinden biri olma özelliğine sahip. Osmanlı’nın denizcilik gücünün simgesi olan bu büyük kompleks; zaman içinde tersane gözleri, havuzlar, kızaklar, kışlalar, divanhaneler, cami ve mescitler, atölyeler ve daha birçok yapıyla zenginleşerek denizcilik tarihinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. İstanbul Sanat Müzesi olarak işlev gören bu tarihî yapıda; müze sergilerinin yanı sıra performans sanatları merkezi, çocuk atölyeleri ve sosyal alanlar bulunuyor. Restoran ve etkinlik mekânlarıyla desteklenen kompleks, hem tarih hem de sanat meraklıları için önemli bir deneyim sunuyor. Sadece denizcilik mirasının değil, İstanbul’un kültür ve sanat hayatının da önemli bir buluşma noktası olan merkez, Taviloğlu Koleksiyonu dahil çeşitli sergilere ev sahipliği yaparak sanatseverleri ağırlıyor.

İstanbul Sinema Müzesi
Atlas Sineması’nın bulunduğu bina, eşsiz bir müzeye ev sahipliği yapıyor. Yeşilçam filmlerinin nostalji dolu sahnelerini bizlerle paylaşan, birçok hatırayla dolu Atlas Sineması, yepyeni bir müzeyi kültür ve sanat hayatına katıyor. Beyoğlu’nun yeniden yapılanma sürecinin ilk örneklerinden olan bu bina, 19. yüzyıl sonuna özgü, Klasik üslubun yeniden hayat bulduğu Neoklasik etkileri taşıyor. Etkileyici tavan süslemeleri, mermer şömineleri ve alçı rölyefleriyle dönemin mimari üslubunu yetkin bir biçimde yansıtmakta. Köçeyan Konağı olarak anılan bu bina, 1870 yılında dönemin ünlü iş insanı Agop Köçeyan tarafından kışlık saray olarak inşa edilmiş. 1918-1922 yılları arasında İngiliz işgal kuvvetleri tarafından mahkeme olarak kullanılmış, sonrasında PTT Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülmüştür. Atlas Pasajı, 1932 yılında bir onarım geçirerek eğlence ve sanat merkezine dönüştürüldü, bundan 16 yıl sonra, 1.860 kişilik kapasitesiyle Beyoğlu’nun en büyük sinemalarından biri olan Atlas Sineması açıldı. Çeşitli süreçlerden sonra 1992 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilen yapı, 2019 yılında kapsamlı bir restorasyona girdi. Restorasyon sırasında doğan sinema müzesi fikri, her yönüyle İstanbul’un kültür ve sanat hayatına ışık tutacak önemli bir merkezin doğmasını sağladı. Tek bir biletle gezilebilen müze, üç kattan oluşuyor. İlk iki katı daimi müze olarak faaliyet gösterirken, üçüncü katta geçici sergiler yer alıyor. Çocukluğumuzdan beri ekranlarda izlediğimiz değerli oyuncuların balmumu figürleri, önemli yönetmenlerin hatıralarıyla dolu şahsi eşyaları ve pek çok film afişi, müzenin en ilgi çeken unsurlarından. İstanbul Sinema Müzesi, dünyada bir sinema müzesinde ilk kez kullanılmakta olan dijital hafıza havuzu uygulamasıyla, binlerce film ile oyuncu, yönetmen, senarist, yapımcı ve sinema emekçisinden oluşan on binlerce kişiyi içeren olağanüstü bir bilgi havuzunu ziyaretçilerin hizmetine sunuyor. Dijital etkileşim unsurlarının kültürel değerlerle buluştuğu İstanbul Sinema Müzesi, tarihi geçmişi ve modern altyapısıyla, Beyoğlu Kültür Yolu’nun vazgeçilmezlerinden biri olmaya aday.
İstanbul Tasarım Müzesi
Süleymaniye Camii ve Külliyesi'nin bir parçası olan tarihi Sıra Dükkânlar, İBB Miras'ın özenli onarımı ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla “İBB İstanbul Tasarım Müzesi” olarak yeniden kent hayatına kazandırıldı. Zanaatkârları, tasarımcıları ve sanatçıları ortak bir üretim paydasında buluşturmak amacıyla alanda düzenlenen dükkânlar, sosyal buluşma noktaları ve üretim alanları bölgesel değer katıyor. İBB İstanbul Tasarım Müzesi, geleneksel ürünlerle modern tasarımı bir araya getirerek sürdürülebilirlik ve yenilikçilik odağında İstanbul'un tasarım potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefliyor. İBB'nin onarımıyla kentlilerin hizmetine sunulan yapıda keçe, vitray, yorgan gibi kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatları hayatı yeniden bulurken; aydınlatma, mobilya, takı, porselen, grafik tasarım ve mimari gibi çağdaş tasarım disiplinlerine yer veriliyor. Ayrıca atölyeler ve sosyal mekanlarla birlikte müze, hem bilgisayarla hem de izinler için bir kültür alanı çalışmaları yapılıyor. Süleymaniye bölgesindeki bu dönüşüm, İBB Miras'ın Mimar Sinan Türbesi hakkında devam eden planlama çalışmalarıyla desteklenerek bölgeyi yeni sosyal yaşam ve kültür sanat odaklı çekim merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Böylece İstanbul'un tarihi ve tasarım yapısı, günümüze buluşarak yönetilmeye benzersiz bir deneyim sunmaya devam edecek.

İstnbul Resim ve Heykel Müzesi
Türkiye’nin ilk plastik sanatlar müzesi olan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (İRHM), 18 Temmuz 1937 tarihinde Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde kurulmuş, açılışı Atatürk tarafından 20 Eylül 1937 tarihinde yapılmıştır. İRHM’nin yönetimi Güzel Sanatlar Akademisi’ne (günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) bağlanmış, müdürlüğüne Akademi hocalarından ressam Halil Dikmen atanmıştır.

Maltepe Sanat Galerisi
Maltepe Sanat, İstanbul’un Anadolu yakasında, kent kültürünün gündelik yaşamla kesiştiği yeni bir soluklanma alanı olarak kapılarını açtı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kente kazandırılan sanat galerisi, sadece bir sergi mekânı değil, aynı zamanda kamusal yaşamın sanatsal ifade ile iç içe geçtiği yeni bir buluşma noktasıdır. Maltepe Sanat, kent meydanlarının yalnızca birer geçiş ya da toplanma alanı değil, tarih boyunca fikirlerin, estetik duyguların ve ortak hafızanın biçimlendiği kamusal zeminler olduğu anlayışıyla hayata geçirildi. Aynı alanda yer alan Ödünç Kütüphane de bilgiye erişimi kolaylaştıran bir nokta olarak hizmete sunuldu. Sanatı sokağın ritmine katan, mahalleliye dokunan ve yalnızca izlenen değil, paylaşılan bir alan olarak tasarlanan Maltepe Sanat; İstanbul’un kültür ve sanatla kurduğu ilişkiye yeni bir soluk getirerek çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyor.

Mecidiyeköy Sanat Galerisi
Mecidiyeköy Sanat Galerisi, İstanbul’un en işlek noktalarından biri olan Mecidiyeköy Meydanı’nın kültür, sanat ve buluşma noktası haline gelmesini hedefleyen düzenleme ve dönüşüm sürecinin bir parçası olarak İstanbullularla buluştu. Dönüşüm öncesinde yalnızca bir boşluktan ibaret olan bu alan, Mecidiyeköy’ün merkezine kamusal ve kültürel bir kimlik kazandırma amacıyla yeniden tasarlandı. Gün içerisinde yüzlerce İstanbullunun kullandığı ancak uzun yıllar işlevsiz kalan meydan, 10 aylık bir çalışmanın ardından 21 Ekim 2021’de yenilenmiş yüzüyle şehrin yeni kamusal mekânlarından biri haline geldi. Sanat galerisinin yanı sıra, Türkiye’de bir ilk olan Ödünç Kütüphane, İstanbul Kitapçısı, BELTUR büfesi ve Çözüm Merkezi ile birlikte meydan, kültür ve sanatın İstanbul’daki yeni buluşma noktalarından biri oldu. Mecidiyeköy Sanat Galerisi, açıldığı günden bu yana toplumsal belleği güçlü tutan sergileriyle kent yaşamına katkı sunmaya devam ediyor.
.jpg&w=3840&q=75)
Metrohan
İstanbul’un merkezinde, Beyoğlu’nun tarihî dokusu içinde yükselen Metrohan, 1914’ten günümüze uzanan geçmişiyle şehrin belleğinde kendine özgü bir yer ediniyor. Tünel Meydanı’nın simgelerinden biri olan yapı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek, kent yaşamına yeniden kazandırıldı. Restorasyonun tamamlanan ilk iki katında; sergiler, söyleşiler, konserler ve tiyatro etkinlikleri düzenlenerek şehrin sanat hayatına yeni bir soluk getiriliyor. Metrohan, tarihi atmosferiyle sanatın farklı dallarını bir araya getiren özgün bir mekân olarak hizmet veriyor.

Mevlanakapı Ziyaretçi Merkezi
İBB Miras ekipleri tarafından özgün malzeme, doku ve yapım tekniklerine sadık kalınarak restore edilen Mevlanakapı Karakolu, İstanbul’un sur hattındaki tarihî belleğine yeniden kazandırıldı. 7.2 kilometrelik Kara Surları boyunca geliştirilen turizm ve kültür rotasının önemli duraklarından biri hâline gelen yapı, kentin geçmişini bugüne taşıyan bilgi ve etkileşim alanlarından biri olarak işlevlendirildi. İstanbul’un güvenlik yapısının dönüştüğü 19. yüzyılda, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusuna bağlı olarak inşa edilen karakollar, yeni kolluk sistemiyle birlikte kente yayılmaya başladı. Mevlanakapı Karakolu da bu bağlamda, bölgenin güvenliğini sağlamak üzere inşa edilen önemli yapılardan biri oldu. Zamanla farklı işlevler üstlenen yapı, 1930’lu yıllarda konut olarak kullanıldı ve bu süreçte planında bazı değişiklikler yapıldı. Ancak yıllar içinde terk edilen karakol binası, çökme riski taşıyan çatı ve sur duvarlarıyla birlikte uzun süre atıl durumda kaldı. İBB Miras ekipleri tarafından yürütülen restorasyon çalışmalarıyla yapı yeniden ayağa kaldırıldı. Özgün malzeme ve yapım tekniklerine sadık kalınarak tamamlanan uygulama sayesinde, Mevlanakapı Karakolu yalnızca mimari bir değer olarak değil, aynı zamanda sur rotası üzerindeki bilgi aktarım noktalarından biri olarak da yeniden işlev kazandı. 7.2 kilometrelik Kara Surları boyunca geliştirilen kültürel rotanın önemli duraklarından biri hâline gelen yapı; Edirnekapı, Silivrikapı, Sulukule ve Mevlanakapı’daki diğer müdahalelerle birlikte İstanbul’un savunma hattını günümüz kent yaşamıyla buluşturuyor. Ziyaretçi Merkezi içerisinde yer alan kütüphane, bu miras rotasına araştırma ve öğrenme boyutu kazandırıyor.

Müze Gazhane l İklim Müzesi
Antroposen çağın tetiklediği altıncı kitlesel yok oluş evresinde, dünyanın en acil gündemlerinden biri olan “iklim krizi”, Türkiye’nin ilk kamusal iklim merkezi olma hedefiyle hayata geçirilen Müze Gazhane’nin de merkezinde yer alıyor. Bu doğrultuda oluşturulan İklim Müzesi, ziyaretçilerine şu sorular etrafında kapsamlı bir içerik sunuyor: İklim nedir? Tarih boyunca nasıl değişti? Günümüzde yaşanan küresel iklim değişikliği, geçmişteki değişimlerden hangi yönleriyle ayrışıyor? Gelecekteki iklim senaryolarını nasıl öngörebiliyoruz? Bu değişimin toplumsal ve ekonomik etkileri neler ve bu süreci nasıl durdurabiliriz? Yazılı ve görsel içeriklerin yanı sıra, sergiler ve söyleşiler gibi etkinliklerle de iklim gündemini kamusal alana taşıyan İklim Müzesi; sürdürülebilir yaşam biçimlerine dair çözüm önerileri üzerinden farkındalık yaratmayı amaçlıyor

Müze Gazhane l Karikatür ve Mizah Müzesi
Müze Gazhane’nin tarihi yerleşkesinde yer alan Karikatür ve Mizah Müzesi, Türkiye’de mizahın ve çizgi sanatının serüvenini dönemler, akımlar ve temsiller üzerinden ziyaretçilerine aktarıyor. Siyasal, toplumsal ve kültürel yaşamdan kesitleri karikatür aracılığıyla bugüne taşıyan müze, geçmişten günümüze bu alanda iz bırakmış tüm çizerlere bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Açılışını “Çizerini Yaşatan Çizgiler” adlı kalıcı sergiyle yapan Karikatür ve Mizah Müzesi, güncel etkinlikler ve atölyelerle çizgi sanatının düşündüren, güldüren ve tartıştıran yanlarını izleyiciyle buluşturuyor.
OG Gallery
OG Gallery, 1990 doğumlu Senem Özgören tarafından 2023 yılında İstanbul'da kuruldu. Galeri, sanat kuramı, toplumsal cinsiyet, göç, yabancılaşma ve sanatsal vizyon gibi küresel meselelerle ilgilenen; bu konulara Türkiye'nin toplumsal ve kültürel hassasiyetlerini gözeterek entelektüel birikim ve samimi bir yaklaşımla yanıt üreten genç kuşak Türkiyeli sanatçılar için bir alan oluşturmayı amaçlıyor. Dijital devrimin dünyayı dönüştürdüğü bir çağda, gençlerin sesi ve toplumu bu değişime uyum sağlamada üstlendikleri vazgeçilmez rolün sanat aracılığıyla görünür kılınması gerektiğine inanıyor. OG Gallery, İstanbul'da çağdaş sanatın yeni dönemine öncülük etmeyi hedefliyor. Beyoğlu'nda konumlanan galeri; sanatçıları, sanatseverleri ve akademisyenleri bir araya getirerek kentin sanat yaşamına yeni bir soluk kazandırmayı amaçlıyor. Geleneksel kalıpları sorgulayan yaklaşımıyla OG Gallery, Türkiye'nin öncü ve deneysel sanat hareketinin merkezlerinden biri olmayı ve bu üretimleri uluslararası sanat ortamına taşımayı hedefliyor. OG Gallery, yenilenmeye ihtiyaç duyan İstanbul sanat sahnesinde değişimin itici gücü olmayı benimsiyor. Düzenlenen her buluşma, her sergi ve galerinin bünyesine katılan her sanatçı, alışılmışın dışına atılmış yeni bir adım olarak görülüyor. OG'de sanat, yalnızca izlenen değil; yeni düşünceler doğuran, yerleşik algıları sarsan ve dönüştürücü bir deneyim olarak yaşanıyor. Kendi ritmini oluşturan OG Gallery, cesur ve sınırları zorlayan sanatsal üretimlere yer veriyor. Temsil ettiği sanatçılar gibi risk almaktan çekinmeyen galeri, ziyaretçilerini yalnızca eserleri izlemeye değil; sorgulamaya, yüzleşmeye ve sanatla aktif bir ilişki kurmaya davet ediyor. OG Gallery'nin merkezinde yeni fikirler ve üretim tutkusu yer alıyor. Temsil edilen her sanatçı ve sergilenen her eser, kurucu Senem Özgören'in dönüştüren, sarsan ve iz bırakan sanat üretimine duyduğu güçlü bağlılığın bir yansıması olarak öne çıkıyor. Bu tutku, galeriye adım atıldığı ilk andan itibaren hissediliyor. Galerinin misyonu, yalnızca açılış günlerinde sergilerin görüldüğü bir mekân olmak değil; yaşayan bir sanat alanı oluşturmak. Söyleşiler, paneller, atölyeler ve alışılmışın dışında buluşmalar düzenleyerek OG Gallery, İstanbul'un kültürel ve kamusal yaşamında önemli bir buluşma noktası olmayı amaçlıyor.

Taş Mektep
Büyükada’nın unutulmuş miraslarından biri olan Taş Mektep, İBB Miras’ın titiz restorasyon çalışmalarıyla yeniden hayat buldu. Uzun yıllar metruk durumda kalan ve ciddi yapısal sorunlarla yüzleşen yapı, 2021 yılı Ağustos ayında başlayan ve 2023 yılı Haziran ayında tamamlanan kapsamlı müdahalelerle özgün kimliğine kavuşturuldu. Yapının karakteristik dokusunu öne çıkaran restorasyon süreci, çevre duvarlarının güçlendirilmesi ve peyzaj düzenlemeleriyle desteklenerek, Taş Mektep’i sadece korunmuş bir yapı değil, aynı zamanda nefes aldıran bir yaşam alanına dönüştürdü. Sergi salonu, kitap kafe, atölye ve etkinlik alanlarıyla kamusal kullanıma açılan Taş Mektep, Adalar’ın yeni kültür sanat durağı olarak İstanbul’un yaratıcı hafızasına güçlü bir katkı sunuyor.

Tekfur Sarayı
Bazı kaynaklarda 14. yüzyıldan itibaren “Porfirogenetos Evi” olarak adlandırılan yapı, genellikle Tekfur Sarayı ile ilişkilendirilir. “Mor odada doğan” anlamına gelen bu imparatorluk sıfatı, babaları imparator olduktan sonra doğan çocukları tanımlar. Blakhernai Saray Kompleksi'nin bir parçası olduğu sanılan Tekfur Sarayı’nın 13. yüzyıldan itibaren Bizans imparatorlarının resmi ikametgâhı olarak kullanıldığı düşünülür. Edirnekapı ile Ayvansaray arasındaki kara surlarına bitişik konumda inşa edilen Tekfur Sarayı, Osmanlı döneminde çıkan yangınlar sonucu çatısının çökmesiyle uzun yıllar metruk halde kaldı. 1995 yılından itibaren Prof. Filiz Yenişehirlioğlu başkanlığında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, mimari bulgular ile çini ve camdan yapılmış pek çok obje gün yüzüne çıktı. Buluntuların bir bölümü ile buradaki çini fırınlarında üretilmiş bazı çini panoların replikaları da müzede sergileniyor. Tekfur Sarayı, İstanbul’da Bizans döneminden günümüze mimari bütünlüğünü koruyarak ulaşan tek saray yapısıdır. Avluya bakan üç katlı bir yapı olan Tekfur Sarayı’nın cephesi, son devir Bizans sanatının gösterişli bezemelerini içerir. Yapının günümüze ulaşan kısmında, Sultan III. Ahmed döneminde İznik’ten getirilen çini ustaları tarafından çini fırınları kurulmuş ve çini üretimi yapılmıştır. Çinilerin üretiminde Alibeyköy Deresi’nden elde edilen balçık kullanılmıştır. Burada imal edilen eserler arasında Sultanahmet’teki III. Ahmed Çeşmesi’nin çini panoları, Kandilli Hekimoğlu Ali Paşa Camii mihrabı ve Eyüp Cezeri Kasım Paşa Camii mihrabının panoları sayılabilir. Yine aynı dönemlerde Tekfur Sarayı avlusu ve civarında başlayıp Eyüp’e kadar uzanan geniş bir alanda yapılan çömlek üretimi ve “Şişehane” denilen cam atölyeleri de önemlidir.
.jpeg&w=3840&q=75)
Turhan Selçuk Müzesi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Kadıköy’de yeni bir kültür, sanat ve yaşam alanı olarak Turhan Selçuk Kültür Evi’ni İstanbullulara kazandırdı. 1941 yılında yayınladığı ilk karikatürün ardından uzun yıllar bu alandaki üretimlerini çeşitli gazetelerde sürdüren, Türkiye karikatür tarihinin önemli isimlerinden kültür insanı Turhan Selçuk’un adını taşıyan Kültür Evi, karikatürist Cemil Cem’in Cem Sokak’ta bulunan tarihi evinde hayat buldu. Kütüphanesi ve müzesiyle İstanbul’a yeni bir soluk getiren Turhan Selçuk Kültür Evi, sanatseverlere Turhan Selçuk’un hayatını ve kariyerinin tüm dönemlerini kapsayan bir seçkiyle kapılarını açtı. Küratörlüğünü Aslı Selçuk’un üstlendiği sergide, aile koleksiyonundan 65 adet orijinal karikatür, kişisel eşya, ödüller ve Turhan Selçuk’a armağan edilen eserlerle birlikte toplam 254 parça yer alıyor. Selçuk’un kariyerinin ilk yıllarından başlayarak gelişen çizgisi, on yıllık dönemlere ayrılarak inceleniyor. Sergide ayrıca Abdülcanbaz ve Hababam Sınıfı gibi toplumda kendine yer edinmiş karikatürlerin oluşumuna da tanıklık ediliyor. Uluslararası basında yer alan karikatürler, dergi ve kitap kapakları, Selçuk’un uluslararası bir değer olduğunu ve üretkenliğinin çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Türk karikatürünün temel taşlarından Cemil Cem’in de anıldığı sergide, Osmantan Erkır koleksiyonundan 26 adet orijinal Cemil Cem karikatürü yer alıyor. Cem’e ayrılan özel odada Atatürk Kitaplığı arşivinden alınan dergiler ve çeşitli karikatür görselleri ile İstanbul Resim Heykel Müzesi koleksiyonunda bulunan ünlü “Veli Efendi Çayırı” tablosunun röprodüksiyonu da sergileniyor.

Yedikule Gazhanesi
İstanbul’un en önemli endüstri miraslarından biri ve şehrin 150 yıllık hafızasına ayna tutan Yedikule Gazhanesi, İBB Miras eliyle adım adım dönüşüyor. Tarihî alanda, İBB Miras tarafından 2022 yılında başlatılan kapsamlı restorasyon çalışmalarının İstanbullulara ilk armağanı “Hangar” yapısı oldu. Hangar yapısı, evrensel koruma ilke ve teknikleri doğrultusunda gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla konser, sergi, söyleşi, film gösterimleri ve atölyeler gibi güncel etkinliklere ev sahipliği yapacak şekilde yeniden işlev kazandı.